Yenipazarlı Vâlî Hüsn ü Dil

M. Fatih Köksal Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları ÇEVRİMİÇİ OKUMAK İÇİN GİRİŞ YAPIN
Hakkında

Klâsik Türk şiirinin yüzyıllar süren seyri boyunca kaleme alınan mesnevilerde Yûsuf u Züleyhâ, Leylâ vü Mecnûn, Ferhâd u Şîrîn veya Husrev ü Şîrîn gibi çift kahramanlı aşk hikâyeleri, hem telif hem tercüme olarak en çok tercih edilen hikâyeler olagelmiştir. Bu meşhur hikâyeler kadar yaygın olmayan, ama gelenek içinde yine bir İran şairi tarafından yazılıp Türk şairlerince tercüme edilen eserlerden biri de Hüsn ü Dil’dir. Hüsn ü Dil’in yukarıda sayılan diğer çift kahramanlı aşk hikâyeleri kadar ilgiye mazhar olamamasının sebepleri arasında, yazarının “Hamse” sahibi meşhur Nizâmî kadar tanınmaması, konunun muğlaklığı ve alegorik oluşu sayılabilir. Ayrıca, Yûsuf u Züleyhâ gibi Kur’an’da geçen bir kıssaya, Leylâ vü Mecnûn gibi meşhur bir Arap hikâyesine yahut Husrev ü Şîrîn gibi eski İran mitolojisine dayanmıyor olmasının da bu yaygınlaşmamada önemli rol oynadığı söylenebilir. Hüsn ü Dil, İranlı şair Fettâhî-i Nişâbûrî (ö. 852=1448/49) tarafından kaleme alınmış, insan vücudunun bazı organ ve hassalarının teşhis edilmek suretiyle bir aşk hikâyesi şeklinde sunulduğu temsilî bir eserdir. Hüsn ü Dil hikâyesinin özellikle on altıncı yüzyıl Türk şairleri üzerinde etkili olduğu, yapılan dört tercümeden bellidir. Bunlardan başka, biri on dokuzuncu asrın sonunda olmak üzere üç şairimizin daha Hüsn ü Dil yazmış olması, özellikle Âhî ve Lâmi’î’nin eserlerinin el yazması nüshalarının çokça bulunması, ayrıca Fettâhî’nin Farsça eserinin de kütüphanelerimizde yazma nüshalarına rastlanabilmesi bu etkinin derecesini gösterir. Hüsn ü Dil’in Türk edebiyatındaki tesirleri, şairlerimizin eseri tercüme etmeleriyle sınırlı kalmamıştır. Alegorik yapısıyla Hüsn ü Dil, kendisinden sonra aynı vadide yazılmış başka eserleri de etkilemiştir. Bunlardan biri Kara Fazlî (ö. 1562/63?)’nin “Gül ü Bülbül” mesnevisidir[1]. Tamamen tasavvufî unsurlarla yüklü bu temsilî hikâyede Gül, Hüsn ü Dil’in Hüsn’ü; Bülbül de Dil’i gibidir. Bülbül’ün çektikleri, zindanlara düşmesi, sonra Gül’e mektup yazması, Gül’ün önceki cevabı, sonra merhamet etmesi, sonuçta evlenmeleri Hüsn ü Dil’deki olaylarla aynıdır. Hüsn ü Dil’deki Nazar’ın rolünü ise bu hikâyede Bahar Rüzgârı üstlenmiştir. Fuzûlî’nin Hüsn ü Aşk adıyla da bilinen “Sıhhat ü Maraz” adlı eseri de insan vücudunun çeşitli uzuvlarının kahraman oldukları temsilî bir eserdir. Fuzûlî’nin bu eserini Fettâhî’nin Hüsn ü Dil’ini örnek alarak yazdığı görüşü vardır. Ne var ki insanla ilgili uzuv ve hislerin teşhis edilmesi suretiyle hikâye anlatma tarzını esas alarak yazılan her eserde bu tesir aranabilir. Yoksa Sıhhat ü Maraz’la Hüsn ü Dil arasında bir konu benzerliği bulunmamaktadır[2]. Gül ü Bülbül mesnevisi gibi hikâyede olayın akışı bakımından da Hüsn ü Dil’i andıran ve Hüsn ü Dil tesiri açıkça belli bir başka eser de Simkeşîzade Feyzî’nin en hacimli mesnevisi olan “Gamze vü Dil”idir. Gamze vü Dil de konunun ele alınışı, kahraman ve yer isimlerindeki müştereklik gibi hususlarıyla Hüsn ü Dil’den mülhem eserlerimizdendir[3]. Bu mesnevinin de sadece kahramanlarının insan vücudunun uzuvlarını ve hislerini temsil etmesi özelliğiyle değil, başlangıcı, olayların seyri ve özellikle de sonucu bakımından Hüsn ü Dil’e çok benzer. Bunlardan başka, Türk edebiyatının en güzel mesnevilerinden sayılan Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk’ında da Hüsn ü Dil tesiri olduğu görüşü vardır. Ancak İskoç Türkolog E. J. W. Gibb, bu görüşü ilk savunan Alman müsteşriki Von Hammer’e katılmaz. Her iki eserde de kadın kahramanların adlarının aynı ve alegorik olmaları dışında hiçbir ortak yön olmadığını söyleyen Gibb[4], Hammer’in bu konuda hatalı olduğunu, zira Şeyh Gâlib’in üslûbu tamamen kendine ait bir şair olduğunu ifade eder[5]. Biri Alman, biri İngiliz iki müşteşrikin bundan yaklaşık yüz elli ve yüz sene önce bizim edebiyatımızın çok önemli bir eserinin kaynağı üzerine ileri sürdükleri bu görüşlerinden zamanımıza gelinceye kadar söz edilmemesi gariptir[6]. İki eserin konuları arasında Gül ü Bülbül ve Gamze vü Dil’le olan kadar benzerlik bulunmadığı bir gerçektir. Ancak iki eser arasındaki müştereklik sadece kadın kahramanların adları ve temsilî oluşlarından ibaret de değildir. Her iki eserin de alegorik ve bu alegorinin insan vücudunun uzuv ve hassaları üzerine kurulu oluşunun yanı sıra olayın bir ikili aşk hikâyesi formunda sunulması da mühim bir noktadır. Bu tarzın ilk defa Fettâhî tarafından denendiği[7] de göz ardı edilmemelidir. Hüsn ü Dil’de insan vücudunun daha çok zahirî tarafları, yani organları temsil edilirken, Hüsn ü Aşk’ta açık bir şekilde tasavvufu çağrıştıran “hassa”lar teşhis edilmiştir. Ancak şunu söylemek de gerekir ki bütün bu müşterek taraflar için bir “taklit”ten değil, belki “model edinme”den söz edilebilir.

ISBN
978-975-17-5133-1
Sayfa Sayısı
354
Yayınlanma Tarihi
2022