Şefkat Tezkiresi

Filiz Kılıç Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları ÇEVRİMİÇİ OKUMAK İÇİN GİRİŞ YAPIN
Hakkında

Tezkire, Arapça zikr kökünden türemiş bir kelime olup, hatırlamaya vesile olan şey, manasına gelir ve edebiyat terminolojisi olarak çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Bu manada tezkire, maddî ve manevî kültürü meydana getiren her meslekten yaratıcı kişinin biyografik künye yazıcılığını temel alan bir türdür. Tezkireci, belirli bir meslekte tanınmış kişilerin, mesela evliyâların, hattatların, mimar ve musikî ustalarının, hatta usta bir çiçek yetiştiricisinin hayat ve sanatından söz edebilir. Ancak, tezkire kelimesi en geniş manada kullanım alanını, şairlerin hayatlarıyla şiirlerinden söz eden kitaplarda bulmuştur. Öyle ki, bu kitapların bazıları tezkire kelimesini özel bir ad olarak taşıdıkları gibi, ayrı bir isim taşıyanlar da çoğu kez tezkire adıyla bilinirler. Bu eserler, anlattıkları çevrenin veya mesleğin adıyla anılırlar. Şairleri anlatanlara Tezkire-i şu’arâ veya Tezkiretü’ş-şu’arâ, denir. Şair Tezkireleri çağının bir edebiyat ve kültür ürünü oldukları kadar, muhtevaları dolayısıyla da o devir üzerine günümüzde yapılan çeşitli araştırma ve incelemeler için yeri doldurulmaz birer belge ve kaynak durumundadırlar[1]. Bir edebiyat tarihçisi için en önemli belge eserin kendisi olmakla birlikte, eserin daha iyi anlaşılabilmesi için, ne zaman ve ne gibi şartlar altında yazıldığının bilinmesi, eser sahibinin hayatının tanınması da çok önemlidir. Dolayısıyla bir edebiyat tarihçisinin tarihî vesika ve diğer kaynakların yanında ilk başvurabileceği eserler tezkirelerdir. Tezkirelerde verilen bilgilerin birçoğu yazıldığı devri tam olarak vermese de, bugün için başvurulacak yegâne kaynaklardır. Bu tür eserlerin bir diğer özelliği, şairler hakkında hem tenkidî, hem de övgüye layık sözlerin bir arada bulunmasıdır. Bir şairin yaşadığı devirde şiirleri ve sanatı hakkında aynı devirde yaşayan kişilerin fikirlerini öğrenmek, ne derece beğenildiğini ve okunduğunu bilmek, edebiyat tarihçisinin yapacağı değerlendirmeler için zarurîdir. Bu bakımdan tezkire yazarlarının edebî tenkitleri çok önemli bir ölçü sayılır[2]. Türk Edebiyatı’nda tezkire yazma geleneği Ali Şîr Nevâî (ö.1501)’nin Mecâlisü’n- nefâis (1491) adlı Çağatayca tezkiresiyle başlar. Türün Anadolu sahasında ilk örneği Sehî Bey (ö.1548)’in Heşt Behişt (1538) adlı eseridir. Tezkire, Mecâlisü’n-nefâis örnek alınarak yazılmıştır. Sehî’den başlayarak türün ilk yazarları Herat ekolu denilen Câmî (ö.1492)’nin Baharistân (1487)’ından, Devletşâh (ö.1495)’ın Tezkiretü’ş-şu’arâ (1487) ve Ali Şîr Nevâî’nin Tezkireleri’nden istifade etmişler ve bunu eserlerinin ön sözlerinde belirtmişlerdir. Ancak, bu örnek alma taklit seviyesinde kalmamış, Anadolu’da hızla gelişen dil ve edebiyatın, daha doğru deyişle şiirin mümessillerinin gelecek kuşaklar tarafından bilinmeleri için art arda tezkire yazılmaya başlanmıştır. XVI. yüzyıldan XX. yüzyıl başlarına kadar devam ederek geniş zaman dilimi içinde farklı şeklî görünümlerle karşımıza çıkan tezkirelerin son örneğini Nâilî, mevcut birçok tezkire ve başka biyografik eserleri tarayarak oluşturduğu Tuhfe-i Nâilî adlı çalışması ile vermiştir. Anadolu sahası Türk Edebiyatı’nda tezkire türü, var olduğu geniş zaman dilimi içinde farklı şekillerde karşımıza çıkar. Sehî’nin hemen ardından peş peşe yazılan XVI. yüzyıl tezkireleri, artık taklit değil olgun örneklerdir. Sehî ve Ahdî dışında kalan bu yüzyıl tezkirecileri, şairlerin kendilerine has bir sınıf teşkil ettiklerine, meslek ve diğer sosyal ölçülerine bakılmaksızın bir bütün olarak ele alınmaları gerektiğine inandılar. XVI. yüzyıl tezkirelerinin bir özelliği de ele aldıkları şairlerin büyük bir bölümünün kendi dönemlerinden önce yaşamış olmalarıdır. Bu yüzden biyografiler, toplanan bütün bilgileri ihtiva ettikleri için uzundur. Tezkirelerde şairlerin doğum yeri, adı, lakabı, öğrenim durumu, meslek veya makamı, başlıca hocaları, hayatlarındaki önemli değişiklikler, ölümü, varsa ölüm tarihi, mezarının yeri, bazen şairle ilgili bir ya da birkaç anekdot, edebî durumuyla ilgili değerlendirmeler, eserleri ve eserlerinden örnekler yer alır. XVII. yüzyıl tezkirecileri ise, daha çok kendi çağdaşlarını yazarlar. Bu yüzden söylenen şeyler, bilineni tekrarlamak anlamına gelecek mütedavil bilgiler olduğu için biyografiler kısalmış, buna karşılık seçilen örnek şiirler artmıştır. XVIII. yüzyıl ise kendinden önceki döneme bir tepki ve XVI. yüzyılın mükemmel örneklerine bir özentidir. Bu yüzdendir ki, sözü edilen yüzyılda biyografiler tekrar XVI. yüzyıldaki gibi uzamış, buna karşılık örnek şiirlerde azalma olmuştur. Safayî, Sâlim ve Râmiz bu tarz tezkirelerdir. Küçük hacmi ile Mucib’i bir ara örnek olarak değerlendirmek mümkündür.

ISBN
978-975-17-3444-0
Sayfa Sayısı
188
Yayınlanma Tarihi
2017